AÇILIN BEN İNGİLİZCE ÖĞRETMENİYİM!

Bu haftayı yazımı bir sosyal antropolog ve sosyoloji doçenti olarak değil de, on dört yıllık İngilizce okutmanlığımın verdiği İngilizce öğretmeni birikimimle yazıyorum.

Bu haftayı yazımı bir sosyal antropolog ve sosyoloji doçenti olarak değil de, on dört yıllık İngilizce okutmanlığımın verdiği İngilizce öğretmeni birikimimle yazıyorum.

1997 yılında ODTÜ İngilizce Öğretmenliği bölümünden mezun olduktan sonra, aradaki on altı aylık askerlik görevim hâricinde, 2015 yılına kadar dil kurslarında İngilizce öğretmeni ve yöneticiliğin ardından on bir yıllık farklı üniversitelerin İngilizce hazırlık okullarında okutman olarak görev yaptım.

Bu süre içinde yüksek lisans (Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü) ve doktora (Yeditepe Üniversitesi Sosyal Antropoloji Bölümü) eğitimi tamamladım. Öğretmenlikten sonra alan değiştirerek sosyal antropolojiye ve şimdi de sosyolojiye geçmemin temel sebebi, hem yabancı dil kurslarında hem de üniversitelerimizin hazırlık sınıflarındaki İngilizce öğretiminin beni meslekî olarak tatmin etmemesiydi. Her şeyden önce tercih yaparken “İngilizce eğitim” (nedense?) bir bölümü seçen öğrencilerin ezici bir çoğunluğu (yüzde 90’dan fazla) hazırlık sınıfı okumak istemiyordu. Onlara göre hazırlık sınıfı “yüksek lise” idi. Hayallerindeki üniversite eğitiminin aksine haftanın beş günü her gün en az dört ya da beş saat dersleri vardı. Bâzı hazırlık okullarında teneffüs ve ders zili bile çalıyordu.

Türkiye’de “İngilizce eğitim garabeti” ile ilgili çok şey yazdım ve maalesef yazacağım. Bunu kendim adıma hem millî hem de akademik bir görev ve sorumluluk olarak görüyorum.

Ortalık İngilizce öğretmeni dolu

Ülkemizde orta öğretimdeki öğretmen açığı giderek kapansa da, her atama döneminde en çok atanan öğretmenlerin başında İngilizce öğretmenleri geliyor. İlkokul birinci sınıftan üniversite son sınıfa kadar yıllarca İngilizce “öğretiyoruz” ve “öğreniyoruz”. Ama sonunda, Cem Yılmaz’In karikatürize ettiği gibi “Are you cola?” ve “Are you disco?”dan daha “ileri” cümleleri kuramıyoruz. Ayrıca konuşulanı anlıyoruz ama konuşamıyoruz.

Özellikle başta Instagram olmak üzere sosyal medya siteleri İngilizce öğretmeni ve “online” İngilizce öğretmenlerinin “sponsorlu” reklamlarıyla dolu. Birini tıkladıktan sonra, algoritma karşısınıza ne kadar benzer hesap varsa hepsini getiriyor.

“İngilizce konuşamıyorsan adam yerine konmazsın” gibi aşağılık kompleksli yaklaşımınlardan, “İngilizce bilirsen bütün kapılar açılır” gibi ticârî reklam kokan mesnetsiz yaklaşımlara kadar her türlü söylemle İngilizce ders reklamı yapılıyor.

Bir hastanın yanında gidip “Açılın ben dokotorum” edâsıyla kurtarıcı gibi “Açılın ben İngilizce öğretmeniyim” havasında hazırlanan bu hesapların birçoğu boş atıp dolu tutmak daha doğrusu cebini doldurmak amaçlı içeriklere sâhip. O kadar ki, Soğuk Savaş yıllarında kullanılan ve artık dil öğretiminin sadece literatüründe yeri olan Gramer-Çeviri Metodu (Grammer-Translation Method) kullanılarak anlatılan dersler var. Bu hesapların açanların “İngilizce öğretmenliği” mezunu olup olmadığı da pek belirtilmiyor. Mühendislik okurken hazırlık sınıfında öğrendiği İngilizce ile İngilizce “öğretme” iddiasında olanlar bile var.

ODTÜ’de hocalarımız bunun artık kullanılmadığını hep söylerlerdi. Aradan otuz sene geçmesine rağmen bu methodla ders anlatıp İngilizce öğrettiğini iddia edenlerin olması şaşırtıcı. Mesela bu hesaplarda “Kolay İngilizce” sloganıyla, sözlüklerden alınan kelimeleri ya da bâzı fiillerle yapılan cümleleri Türkçe anlamlarıyla tablo haline getirip paylaşıldığını görebilirsiniz. Gramer-Çeviri Metodu tam da budur. Bu metod işe yarasaydı, sözlükten birkaç bin kelime ezberleyen herkes şakır şakır İngilizce konuşurdu.

Ama beni daha da şaşırtan şey ise, bu hesaplardaki bu metod kullanılarak yapılan kısa ders anlatımları ve tablo paylaşımlarının altına yapılan yorumlardır. Bu yorumları genel bir ifâde altında toplamak istersek “Daha önce böyle anlatan oldu da biz mi İngilizce öğrenmedik.”

Şaşırıyorum çünkü ülkemizde özellikle yeni mezun olup öğretmenliğe başlayan birçok İngilizce öğretmeni kelime ve cümle listesi vererek ders anlatır. Bu genç öğretmenler ikinci yıl, gramer kitabı yazma hevesine kapılırlar. Üçüncü yılda ise, “zâten öğrenemeyeceğiz ki, dersi niye dinleyelim” diyen öğrencilerin tavrı yüzünden ipin ucunu kaçırırlar.

Kaç ayda öğrenirim?

Geçmişte bireysel ya da grup olarak özel ders verdiğim kişilerden en çok duyduğum soru şuydu: “İngilizceyi ne kadar sürede öğrenirim?”

Ben de bu soruya şu cevabı verirdim: “Haftada 8 saat dersin haricinde en 15-20 saat çalışırsanız. Derse hazırlıklı gelirseniz, 3-4 ay içinde iyi bir seviyeye gelirsiniz.”

Tabi bu soruyu soranlar genellikle hafta içi mesaisi olan kişilerdi. Dersleri de genellikle hafta içi mesai sonrası veya cumartesi yapardık. Hafta içi mesai sonra yorgun olurlardı. Dersi dinleyemez ve derse hazırlık gelemezlerdi. Hafta sonu derslerinde ise rehâvet içinde olurlardı. Bir süre sonra da sınıf mevcudu azalırdı.

Benden tavsiye isteyenlere en verimli yol olarak şunu önermişimdir. İşinizi gücünüzü bırakın. Dersler, kurslarda zamanınızı ve paranızı harcamayın. Ekonomik plânınızı yapın ve altı ay yurt dışına gidin. Denizi veya havuza girmeden yüzme öğrenilmez. Bir dil sokağında, çarşısında, pazarında konuşulduğu ortamda öğrenilir. O yüzden tenefüse çıktığında kantinden tost alırken Türkçe konuşulan bir okulda on sene hazırlık okunsa bile başarı oranı düşüktür.

İngilizce “kuma” kabul etmez

İngilizce derslerine büyük bir istekle bağlayıp kısa sürede havlu atılmasının sebebi, dil öğreniminin ikinci sıraya konulabilecek bir iş olmamasıdır. Yani İngilizce kuma kabul etmez. Dünyânın en kolay dili olmasına rağmen, İngilizceyi bile hiç çalışmadan öğrenmek mümkün değildir. Beynimiz buna izin vermez. Beyni, düşündüğü ana dilden başka bir dille düşünüp o dilde yazmaya ve konuşmaya zorlamak beynin dil edinimi yapısına terstir.

Annemiz bize -di’li geçmiş zaman öğretmedi

Beynimizin dil edinimi dilin konuşulduğu doğal ortamda gerçekleşir. Biz okula gitmeden önce, yani okumayı ve yazmayı öğrenmeden önce konuşmayı öğreniriz.

Dil ediniminin sırası dinleme-konuşma-okuma-yazma şeklindedir. Okuma-yazma bilmeyen milyonlarca kişi hayâtını devam ettirebilir. Ayrıca anadilimizi veya aynı anda başka bir dili öğrenirken biz gramer öğrenmeyiz. Fiil, sıfat, özne, nesne, geçmiş zaman, gelecek zaman vb. şeyler işin grameridir. Bunları bilmeden de o dili konuşuruz. Ama bu gramer kurallarını bilmek o dili konuşabileceğimiz ve o dilde yazabileceğimiz anlamına gelmez. Olsa olsa KPDS ve benzeri sınavlarda yüksek puan almamızı sağlar. O sınavlardan yüksek puan almasına rağmen iki cümleyi bir araya getiremeyen çok kişi vardır.

Benim oğlum ben ona hiç İngilizce ders vermeme rağmen, video oyunlarından ve yabancı dizileri orijinal seslendirme ile seyrederek İngilizce öğrendi. Üniversite yabancı dil sınavında 80 soruda 79 net çıkardı. Şu anda dinleme, konuşma, okuma ve yazma konusunda hiçbir sıkıntısı olmadan ODTÜ Fizik bölümünde okuyor. Bunun yanında bizzat bildiğim bir şey var ki, hiç İngilzce bilmeden ODTÜ’yü kazanıp hazırlık sınıfı okumak zorunda kalanlar, hazırlık sınıfını geçmelerine bölüm derslerini anlamada ve derse katılım sağlamada zorluklar yaşamaktadır.

Uzun lafın kısası devlet, özel sektör ve bireysel yatırımlar olarak İngilizce için harcadığımız para ve zaman, attığımız taşın ürküttüğümüz kuşa değmemesine benzemektedir. Gerekliliği tartışılmaz olan İngilizce öğrenmek (İngilizce eğitim değil) için sosyal medyada “online” köşe başlarını tutan İngilizce “öğretmenleri” ve “sitelerine” karşı dikkatli olmalıyız.