Vakıf Katılım web

DENİZ

Recep GARİP 03 May 2024

Recep GARİP
Tüm Yazıları
"Sizi karada ve denizde gezdiren O Allah'tır. Bindiğiniz gemi, tatlı bir rüzgârla yolcuları alıp götürürken herkes büyük bir neşe içinde sevinir. Derken şiddetli bir fırtına kopup, dalgalar kendilerini her yandan sarınca ve dalgalarla iyice kuşatıldıklarını anlayınca, bütün samimiyetleri ile Allah'a yönelerek: "Eğer bizi bu felâketten sağ sâlim kurtarırsan hiç şüphesiz artık şükredenlerden olacağız" diye yalvarıp yakarırlar." Yunus suresi ayet, 22

Al yüreğini eline denizde demlendir. Demlendirebildiğin kadar demlendir kalbini. Ya da akşamın alacakaranlığı çökerken üstüne, denize bırak olan biten ne varsa. At atabildiğin, dök dökebildiğin kadar. Deniz alır götürür uçsuz bucaksız iklimlere. Bırak kendini denize, senin anlamadığın kadar anlayacaktır seni. Hadi durma kucakla denizi, sıkıca kucakla, fısılda kulaklarına gece ötüşleri ile zikre başlayan gece kuşları eşliğinde. Unutmadan söylemeliyim denizin de bir de dili vardır. Sen sırlarını paylaşırsan o da sana sırlarını öğretir inan bana. Onun dilini dalgalardan, martılardan, perilerden öğrenmelisin! Unutma sen nasıl yaklaşırsan o da sana öyle yaklaşacaktır. Sen onu anlarsan bil ki o da seni anlayacaktır. Deniz deyip geçmemeli insan. Tut emrine uyduğu için üzerinde gemiler, vapurlar, tekneler yüzüp gidiyor. Tutmayı bırakıverse hele bir düşünüver bütün deryalardaki gemilerin, vapurların ve teknelerin durumunu.

Hadi dostum, kalbini al eline

Hadi dostum, al eline yüreğini

Demlendir denizde

 

Hayatın gizemli bir bahçe olduğunu öğrenmiştim ya babamdan. O günden beridir bu bahçenin sırlar ülkesi olduğuna tanık oldum. O nedenle dalış teknikleri öğrenmelisin önce. Soylu dalışlar yapmanın başka bir yolu var mıdır ki? Kim bilir belki de bu dalışların anahtarıdır dua. Yüzmeyi öğrenmelisin. Güreş yapmayı, ata binmeyi, ok atmayı (yani silah kullanmayı) mutlaka bilmelisin.

O zaman bir sırrı yakalamak için önce anahtarı bulmalıyım!

Anahtar yüreğinde. Haydi, dön dostum yüreğine.’

İşte edebiyatın dili budur. İşte edebiyat budur…

 

Deniz demişken Yunus Peygamberin yaşadığı bir kıssa geldi hatırıma. Denizlerde bir bahçedir bunda kuşku yok. TDV İslam Ansiklopedisi “Yunus” maddesini Ömer Faruk Harman yazmış ondan aktaralım: Ahd-i Atik’in naklettiğine göre; “Ahd-i Atîk’in “Peygamberler” (Neviim) bölümünde yer alan ve “on ikiler” denilen peygamberler grubuna ait yazıların beşincisi olan Yûnus kitabında Yûnus’un hikâyesi anlatılır. Buna göre Yûnus, Filistin'in İsrâil Krallığı’na ait Celîle bölgesindeki Gatheferli Amittay’ın oğlu olup Zebulun kabilesine mensuptur.” Yunus (as), Ninova halkının kötü yoldan dönmesi, dönmedikleri takdirde kırk gün sonra helak edileceklerini bildirmek üzere gönderilmiş bir peygamberdir. İsrailoğullarının düşmanı olan Ninova halkını uyarmak istemeyip Tarşiş’e gitmek amacıyla Yafa’da bir gemiye binmiştir. Denizde büyük bir fırtına çıkar. Ağırlıklar denize atılır ve felakete sebep olan kimse için kura çekilir ve Yunus (as) çıkar. Yunus as’da gerçeği anlatarak İbrani olduğunu söyler ve denize atılır ve fırtına diner. Gemidekiler kurtulur. Yunus denize atılınca Yunus balığının yuttuğunu ve üç gün üç gece balığın karnında kaldığı anlatılır. Yunus (as) balığın karnındayken Enbiya 87.ayeti kerimede bahsedilen “Lailahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin-Senden başka ilâh yoktur. Sen her türlü noksanlıktan, eşi-ortağı olmaktan uzaksın. Şüphesiz ben kendine yazık edenlerden oldum” ayetini tekrar ederek yalvarır ve af diler. Üç gün boyunca yalvaran ve yakaran Yunus (as) balık sahile kusar. Böylece Yunus (as) kurtulur. Rasûlullah (sav), “Yûnus’un balığın karnındaki duasını her kim sıkıntıya düşmüş ve başı belâya  düçâr olmuş hangi müslüman bu duayı yaparsa,  Allah Teâlâ mutlaka onun duasını kabul buyurur” demişlerdir. (Tirmizî, Deavât 81; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 170)

 

Unutmayalım ki Yunus (as) tam otuz üç yıl peygamberlik yapmıştır ve kendisine iki kişi iman etmiştir. Unutmayalım ki peygamberler Allah'a teslimiyet içinde emirleri yerine getirmişler ne emredildiyse ona itaat etmişlerdir. Yunus (as)’ında uzun yıllar boyu halkını uyardığı, dine davet ettiği, iman etmeyeceklerine kanaat getirerek öfkeli bir şekilde kavminin başına gelecek olan felaketten kendini kurtarmak için onları terk etmiştir. Başka bir rivayette ise, iman etmedikleri takdirde şilahi bir azaba uğrayacaklarını haber vermiştir. Onlar da iman edip tövbe ettikleri için azap tahakkuk etmemiştir. Yunus (as) ile ilgili Kuranı kerimde birçok surede bahsedilmektedir. Ayelterde “Kendisine vahiy indiği, doğru yola sevk edilenlerden olduğu, âlemlere üstün kılınanlardan ve salihlerden olduğu bu ayetlerde zikredilmektedir. Onuncu surenin adı Yunus suresidir. Yunus 98.ayette; “kendilerine azap geleceği bildirilince iman etmeleri sayesinde azaptan kurtulan yegâne kavmin Yûnus kavmi olduğu beyan edilir.” Yunus (as) Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı insanların tekrar dirilecekleri güne kadar o balığın karnında kalabilirdi fakat o tevbe ederek zikrini artırmış, pişmanlığını sayısız kez dile getirerek “Lailahe illa ente sübhaneke inni küntü minezzalimin –Senden başka ilah yoktur ve seni teşbih ederim ki ben şüphesiz zalimlerden oldum” demiştir.

 

Bir de Musa (as)’ın Kızıl Denizi geçmesi var. Mısır Krallarına Firavun deniliyordu. Çok tanrılı batıl inançlara sahiptirler. Firavunlar kendilerini tanrı olarak görüyorlardı. Hz. Musa (as) İsrailoğullarını hak dine davet için Hz. Musa’yı elçi olarak gönderdi. Allah'ın azabından uzaklaştırmak için Firavun ve yakınlarını hakka davet etmiştir.  Bu davet üzerine Hz. Musa’yı delilikle, büyücülük ve yalancılıkla suçladılar. Çok sayıda bela ve musibete uğramalarına rağmen Allahın varlığını, tekliğini, tevhidini kabul etmemişlerdir. Şuara suresi 52.ayetten 68.ayete değin bu durum şöyle haber veriliyor: “Musa’ya: “Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz” diye vahyettik. Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi. Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur. Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler. Biz ise uyanık bir toplumuz (dedi). Böylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık. Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da. İşte böyle; bunlara İsrailoğulları’nı mirasçı kıldık. Böylece (Firavun ve ordusu) Güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular. Bunun üzerine Musa'ya: “Asanla denize vur” diye vahyettik. Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu. Ötekileri de buraya yaklaştırdık. Musa’yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk. Sonra ötekileri suda boğduk. Şüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler. Ve hiç şüphesiz, senin Rabbin, güçlü ve üstün olandır, esirgeyendir.”

Uzun uzadıya anlatmaya hacetin olmadığını ifade ederek deniz ve denizin bize sundukları üzerinden hikâyeler anlatabilir, şiirler irad edebiliriz. Deniz savaşlarının en güçlü kahramanlarından Barbaros Hayreddin ve tayfalarından da bahsedebiliriz. Lakin hisse almaksa maksadımız; her okur kendi payına düşen hisseyi alsın. Ameli, itikadı düzgün olsun. Şükrün ve hamdin sırlarına ulaşma gayretinde olalım. Amellerimiz yetersiz, zikirlerimiz tam bir teslimiyetle yapılmadığından gerekli karşılığı bulamıyoruz. Dünya geçici, tıpkı akıp giden, buharlaşan sular gibi. Ömrümüzde gide gide ölümün kapısına ilerliyor.