HİNDİNİN SUÇU NEYDİ PEKİ?!

Meselemiz hindinin düşünüp düşünmediği veya fiyatının ne kadar olması gerektiği değil.

Nasrettin Hoca’nın şu fıkrasını herkes bilir:

Hoca bir gün pazara gitmiş. Pazarda bir tezgâhta bir papağan satıldığını görmüş. Papağan, rengârenk tüyleri, uzun kuyruğu ile Hoca’nın çok dikkatini çekmiş. Satıcının yanına yaklaşıp fiyatını sormuş. Satıcı, “100 akçe” demiş. Nasrettin Hoca bu kadar yüksek fiyatın sebebini sorunca satıcı bu kulun konuşabildiğini söylemiş.

Nasrettin Hoca hemen eve gidip kümesteki hindilerden en gösterişlisini alıp pazara dönmüş. Bir kenarda tezgâh açıp hindini tezgâha koymuş. Tezgâhın önüne de “Hindi 200 akçe” diye etiket koymuş. Etiketi görenler çok şaşırmışlar. Bir hindi için rayiç fiyatın çok üstünde bir fiyat koyan Hoca’ya itiraz etmişler. Hoca da yapıştırmış cevâbı:

- Papağan konuştuğu için 100 akçe ediyorsa, bu hindi de düşünüyor; 200 akçe az bile.

Meselemiz hindinin düşünüp düşünmediği veya fiyatının ne kadar olması gerektiği değil. Yakın bir zaman önce hükûmetin aldığı karar ile “Turkey” ismi “Türkiye” olarak değiştirildi. Artık uluslararası toplantılarda Türk heyetinin oturduğu masada “Türkiye” yazıyor.

Seneler süren “turkey-hindi” polemiği böylece sona erdi. Bu köşede bu polemiğin gereksizliğini anlatan birkaç yazı yazdım. Meselenin böyle çözümleneceğini düşünmemiştim. Bunun bir çözüm olup olmadığı da tartışılır.

Ancak küçük “t” harfiyle yazılınca “hindi” anlamına gelen “turkey” yüzünden yaşanan bu gerginlik artık diplomatik açıdan çözülmüştür, diyebiliriz.

Fakat bu tavrın bu gönül alma seviyesinde kalmaması için hassasiyetimizin hindiden ileriye götürmemiz ve papağan seviyesini yukarı çıkarmamız lâzım.

Bu köşede İngilizce tabelalar, haber bültenlerinde bile kullanılan (specific, background, soft power ve benzeri nice) İngilizce ifâdeler, anaokulundan yüksek lisans seviyesine kadar eğitimin İngilizce yapılır hâle gelmesi ile ilgili birçok yazı yazdım. Bunun bir kültürel işgâl olduğunu, “Kültürel Sevr” olarak görülmesi gerektiğini vurguladım.

Suriyelilere karşı takınılan faşist tavır ile öne açık Arapça tabelalara yapılan saldırılar haber olurken, belki yan dükkanın İngilizce tabelası sanki TDK sözlüğü ürünü muamelesi görüyor.

“Turkish Airlines”

Mesele “Türkiye”yi bir dünya markası hâline getirmekse “Turkey” yerine “Türkiye” yazmaktan fazlasını yapıp “Türk markaları” üretmek gerekir. TOGG, Akıncı bu açıdan güzel ve vaad edici örneklerdir. Bunların çoğalması gerekir. Mesela Japonya’yı bir “marka ülke” yapan kendi ülkelerine “Nippon” diyen Japonların tam sekiz tâne (Toyota, Mazda, Suzuki, Nissan, Mitsubishi, Honda, Isuzu, Subaru) otomobil markalarının olmasıdır. Ya da aynı şeyi Fransızların “Alamania”, İngilizlerin de “Germany” dedikleri ama kendilerine “Deutschland” diyen Almanların tam yedi tâne (Mercedes, BMW, Opel, Volkswagen, Audi, Porsche, Skoda) otomotiv markası olması için de söyleyebiliriz.

“Turkey-Türkiye” değişimiyle başlayan heyecan fazla uzun sürmedi. Türkiye’nin en büyük uluslararası markası olan “Turkish Airlines” (Türkçe adının kısaltması THY) nedense bir türlü THY’nin açılımı olan “Türk Hava Yolları”na dönüşmedi.

Dönüşmemekle kalmadı, THY, dünyanın en büyük uluslararası spor markası olan UEFA Şampiyonlarla Ligi’ne (İngilizce meraklıları için söylersek, ‘Champions League’) sponsor oldu. Yâni bu sezon oynanacak Şampiyonlar Ligi maçlarında bol bol “Turkish Airlines” ismini göreceğiz. Ama Şampiyonlar Ligi’nde oynayan takımımız var mı?!

Başka örnekler

Mesele sâdece bununla sınırlı kalmıyor maalesef. Başka örnek bulmakta ne yazık ki zorlanmıyoruz. Mesela bir devlet bankası olan Vakıfbank’ın iştirâki olan Vakıf GYO’nun bir yatırımı olan bir inşaat projesine sanki Türkçe kelimenin kıtlığına kıran girmişçesine İngilizce isim veriliyor: CUBES Ankara.

Daha genel örnekler vermek gerekirse, 4+4+4 eğitim sisteminde dört yıla çıkartılan lise eğitimi, “İngilizce hazırlık” sınıflarının yeniden uygulamaya başlamasıyla beş çıkıyor. Bu da derslik ihtiyâcını yüzde 20 arttırıyor ve mevcut derslik sayısının yetmemesine sebep oluyor. Bir yıl fazladan yapılan eğitim masrafı ise görünmez bir gider olarak ekonomik yük oluyor

Tüm bunların olması “Turkey” yerine “Türkiye” kelimesinin kullanılması, altı doldurulmaya muhtaç bir girişim olarak kalıyor. Kendi adını uluslararası kullanımda Türkçe yapan devletimiz, kendi yatırımlarına İngilizce isim veriyor. Özel sektör ise 200 akçelik hindi yerine, 100 akçelik papağanın hangi dili konuştuğuna hiç önem vermiyor.