Mobil Masthead


​PLUVİOFİL

Büyüklerin 'yağmur berekettir' sözünü oldum olası sevmişimdir.

Tuhaf ve yabancı bir kelime gibi duruyor değil mi? Ancak eğer benim gibi yağmurlu havalar aşığıysanız, yağmur yağınca olumlu bir ruh haline bürünüyorsanız, yağmur kokusu birçok duygunuza karşılık geliyorsa, sizin de kapalı veya gök gürültülü havalar içinizi daraltmıyor tam tersi huzurla dolduruyorsa; bir haberim var; siz de pluviofilsiniz..

Büyüklerin ‘yağmur berekettir’ sözünü oldum olası sevmişimdir. Islanmış toprak, yağmurda ezilmiş çimen kokusu, şıkır şıkır çatılardan akan su sesleri, gri bir dumanla kaplanmış gökyüzü bendeki yaratıcılığı, bir şeyler yapma isteğini her zaman uyandırır. Bunun tıpta bir karşılığı olduğunu da yeni öğrendim; pluviofil. Eğer siz de benim gibi yağmurlu havalarda daha aktif bir benliğe bürünüyorsanız size bu hafta için İstanbul’u karış karış gezebileceğiniz kadar çok öneriyle geldim.

Kronos ve Kairos

Benim için yeri hep başka olan, içine girdiğimde saatlerce çıkamadığım Meşher’de yine gözlerimi alamayacağım bir sergi sizleri bekliyor. ‘Göz Alabildiğine İstanbul’ 26 Mayıs tarihine kadar sergileniyor olacak. 

Adından ayrı kendinden ayrı hoşlandığım bir sergi olan ‘Kronos ve Kairos’a da gitmek için son tarih 2 Aralık. Beyoğlu’nda Pilevneli Gallery’deki sergiye bi’ göz atmanızda fayda var derim.

Madem Beyoğlu’ndan ilerliyoruz o halde yıl sonuna kadar sergilenecek olan bir sergiden daha bahsedeyim; yolunuz Beyoğlu’na düşerse buraya da bakmayı unutmayın. Kazancı Yokuşu’ndaki Anna Laudel galeride The Rebirth of Venüs sergisi de şans vermenizi hak eden ve ücretsiz gezebileceğiniz sergilerden.

Sergiler yeter, sahne performanslarından haber ver, diyenlere birkaç konser bilgisini hızlıca vereyim; 18 Kasım’da Büyük Ev Ablukada akustik performansıyla Zorlu PSM’de sevenleriyle buluşacak. Son zamanların ‘çılgın’ eğlence mekanı Klein Phönix’te 25 Kasım gecesi elektronik müziğin başarılı isimlerinden James Hype sahne alacak; biletler hala tükenmediyse, şimdiden duyurulur.. 20 Aralık’ta Semicenk Volkswagen Arena’da, 23 Kasım’da Uzi KüçükÇiftlik Park’ta, 24 Kasım gecesi Cem Adrian Bostancı Gösteri Merkezi’nde, 25 Kasım’da Hayal Kahvesi Aqua Florya’da Gökhan Türkmen sahnede olacak. Yerli/yabancı birçok sanatçının konserlerini takip etmek için online bilet sitelerini takip etmeyi unutmayın!

Meksika Açmazı beklentiyi karşılar mı? 

Önce kitaplarıyla bir hayran grubu yaratan ve en çok satanlar listesinde uzun bir süre yer alan; sonra da filmleriyle çok geniş bir kitleye yayılan Açlık Oyunları’nın 8 yıl aranın ardından serinin devam filmi vizyonda! “Açlık Oyunları: Kuşların ve Yılanların Şarkısı” bu sefer Panem’in başkanı Coriolanus Snow’un gençliğini ele alıyor. Yönetmen koltuğunda ise yine ilk 3 filmin yönetmenliğini yapan Francis Lawrence oturuyor. Fragmanlarıyla bile ilk üç filmin büyüsünü hissettirebiliyor olması; filmin gişeleri zorlayacağını şimdiden düşünmemize sebep oldu.

Birkaç gündür her yerde “Dünyanın İlk Diyalogsuz Aşk Filmi!” yazılarını ya da “Eskiden aşklar böyle yaşanmıştı ama hiç böyle anlatılmamıştı...” şeklindeki sloganlarını görüyorsanız bunun sebebi Hüsamettin Elçi’nin “Birkaç Mısraymış Meğer” filminin etkili PR’ının sonucudur.. Filmi arama motorlarında arattığınız anda sadece haber sitelerinin filmle ilgili yaptığı haberleri görüyorsunuz.. Elçi, filmdeki müziklerin yeni dönem Yeşilçam’ı olarak Türk Sanat Müziği’nde anılacağını belirtmiş ve filme girmeden önce mendillerimizi almayı unutmamamızı hatırlatmış. Film; -pek inancım olmasa da- umarım haberleri yapıldığı kadar etkili, dünyanın ilk diyalogsuz aşk filmi unvanını hak edecek kadar güzel bir başarı yakalar..

Bugün Mesut Süre, Fazlı Polat ve Anlatanadam’ın başrollerinde yer aldığı, Alper Mestçi yönetmenliğinde çekilen ‘Meksika Açmazı’ filmi de vizyona giriyor. Bu filmden biraz ümitliyim çünkü bu üçlünün podcast’lerini ve dijitale yaptıkları işleri genelde beğeniyorum. Mizahları rahatsız etmeyen bir bel altı komedisi içeriyor ama genelde durum komedisine ve aralarındaki samimiyete dayalı esprilerle güldürüyorlar. Eğer filmin senaryosunu da kendi çizgilerini bozmadan ve zoraki güldürü temeline dayandırmadan yazabildilerse bu hafta sonu için güzel bir vizyon tercihi olabilir.

Bir rivayete göre; Fatih Sultan Mehmet sık sık Ihlamur Kasrı’na gelir ve buradayken ağrılarının azaldığını söylermiş. Bunun sebebinin sonradan sonraya ıhlamur ağaçlarının şifası olduğu ortaya çıkmış. Derler ki; ıhlamur çayı da saraya bu şekilde girmiş. 

Ancak bu rivayet ne kadar doğrudur bilinmez çünkü Ihlamur Kasrı’nın tarihini incelediğimizde karşılaştığımız en eski padişah 3.Ahmet oluyor. 3.Ahmet bu kasrın bulunduğu yerde yetişen gülleri özel bulur ve sevdiklerine hediye etmek için sık sık gül toplamaya buraya gelirmiş. Günümüzdeyse kasrı eşsiz kılan birçok manolya ağacı baharın habercisi olarak anılıyor. Manolya ağaçlarının keyfini çıkarmak için genelde ilkbaharda ziyaret edilmesi önerilen Ihlamur Kasrı’nın bence sonbaharda başka bir cazibesi var. Sizler de güzel bir sonbahar gününü değerlendirmek için Ihlamur Kasrı’nı planınıza dahil edebilirsiniz. Ben genelde dinlenmek ve yalnız kalmak istediğimde kasrı ziyaret ediyorum ama güzel bir arkadaş grubuyla sohbet etmek ve sakince zaman geçirmek için de iyi bir lokasyon olabilir. 

Bu hafta konuya madem pluviofilden girdik, Tanpınar’ın çok sevdiğim bir şiirini de anayım;

“Ve ben seni sevdiğim zaman

Bu şehre yağmurlar yağdı...”