HOŞGELDİN EYLÜL!

Eylül geldi mi, içimi kocaman bir sevinç kaplar.

EYLÜL ayı en sevdiğim ay.

Bodrum'dayım, dönesim yok.

Kalabalıklar azaldı, okullar açıldı, sokaklardaki telaş, koşturmacalar azaldı.

Eylül geldi mi, içimi kocaman bir sevinç kaplar.

Sevincimin büyüklüğünü, sadece çocukluk kelimesi "kocaman" ile tarif edebilirim.

Çocukluğumdan beri her sene beklediğim nostaljik Eylül ayı heyecanımı ve duygumu kaybetmemeye çalışıyorum.

Ilık ve akşam hafif serinleyen hava, her an yağmur yağma ihtimali, dökülen yapraklar ve hafif hafif soyunan ağaçlar.

Uykuya hazırlanan ve esneyen bir doğa.

Eylül telaşı bambaşka.

Kışlık konserveler hazırlanacak.

Yazlık incecik askılı elbiseler, parmak arası terlikler temizlenip yerlerine kaldırılacak.

Hırkalar dolaplardan çıkacak, mevsimlik ayakkabılar çıkarılacak.

Yazlık ev kapacak.

Kışlık ev dip bucak, sirke ve Arap sabunu ile temizlemek.

Evde sabun kokusunu duymak.

Bir yuvan olduğu için yuvanın sıcaklığını koklamak.

Bir telaş bir telaş, telaşı bile güzel.

İçimdeki çocuğu hırpalamadan, çabucak geçen bu Eylül ayının tadına varmak istiyorum.

Sanki yenilenmek istiyorum.

Yeni kararlar almak istiyorum.

Dostlarımı arasam, onlar beni arasın diye beklemesem, birinin omuzuna yaslansam, bendeki omuzun vefalıları kim diye düşünmesem.

Eylül geldi, içimde bir bahar bir bahar.

Hafif esen, yüzüne hafif hafif vuran rüzgar insana yaşadığının duygusunu veriyor.

Ben rüzgarda dirilirim.

Hep bir şey yapmak isterim.

Ve o bir şeyleri yaparım.

Yaptığım her şeyi çok beğenirim.

Beğendiğim her şeyi de çok severim.

Eylül ayı.

Hepiniz kendinize yeniden inanın.

Kim olduğunuzu hatırlayın.

Kimsenin başınızı eğmesine izin vermeyin.

Çaldığınız kapılar açılmadı yere yapışmayın.

Komşularınızın çiçeklerini sulayın.

Ve hayal kurun.

Eylül! geldi, hadi içinizde baharlar açsın.

Hayat ne kadar zor olursa olsun ve bizi 

ne kadar zorlarsa başkalarını devirmeyin.

Hevesinizin kursağınızda kalmasına izin vermeyin, heves etmek güzel hır duygudur. 

Ve buna hiç kimsenin de hakkı yoktur.

Kendi bedeliniz hariç, hiç kimsenin bedelini ödemeyiniz.

Hadi hepinize duvardan duvara kocaman sevinçler dilerim. 

Hoşgeldin Eylül.

Sefalar getirdin Eylül.

 

Funda'nın aklındakiler…

Ana yazımda Eylül ayını yazdım ya.

Yerli ve yabancı turistler gitmiş yani el ayak çekmiş 

Kalabalıklar yok, plajlarda gürültülü su sporları yok, yüksek müzikli tekneler yok, şezlong telaşı ve kavgası yok, seslerin birbirine karıştığı eğlenceler yok.

İskelede mayo, pareo, terlik, bone ton sürton renklerle en şık benim kadınları yok.

Aşkımmm diye bağıran arsız kadınlar yok, annemmm diye bağıran şuursuz anneler yok, ördek dudaklı kadınlar yok, şapırdata şapırdata puro içen adamlar yok, karısı varken ağız ucu ile merhaba, karısı yokken bir sohbet bir sohbet göbekli adamlar yok.

Kuyruk yok.

Acele yok.

Telaş yok.

Bağırıp çağırma yok.

Son yaz.

Şahane Eylül ayı.

Sarı sıcak insanları.

Çok şükür yani.

 

Funda'nın aklındakiler…

... Oyuncu Cansu Dere ile röportaj yapmışlar.

Çok az konuşan, ama öz konuşan, magazinsel olmayan, sadece işi olduğu zaman ortaya çıkan bir kızdır..

Ben hem oyunculuğuna, hem kendine, hem duruşuna bayılıyorum.

Şöyle demiş;

"Kendi tercih ettiğin bir şey ise yalnızlık şahane bir şeydir. İnsanlar yalnız kalabilirlerse, mecburiyetlerinden de kurtulur".

Yalnızlığı anlatıyor yani.

Tam benim durumum. 

Yalnız kalmaktan hiç şikayetçi olmadım, yalnızım diye hiç başlığım, derdim olmadı.

Aslında sevdim.

Etrafımda yalnız kalamadığı için ne tuhaf adamlara, ne tuhaf kadınlara tahammül eden, ilişki yaşayan insanlar var.

"Ben acaba şimdi kiminle olacağım" derdi olan insanlar var.

"Ben artık yalnız mı kalacağım", derdi olan insanlar var.

Anlamaya çalışıyorum.

Bir ilişki ihtiyaçtan, bu korkulardan, mahrumluk duygusundan yürütülebilir mi?

İşin bir başka tarafı da.

Bizim ülkemizde herkes kocasını, çocuklarını ya da torunlarını başkalarını anlatıyor.

Bu anlattıklarının karşısındaki insanlarda mahrumluk duygusu yaratıyor mu düşünmüyor, kimsenin umuru değil.

Aslında kime ne ki.

Neden anlatıyorsunuz ve aslında olmadığı gibi anlatıyorsunuz.

Ben hiç anlatmam, hiç sormam ve hatta anlatanı da dinlemem.

Benim yalnızlık hiç umurum olmadı.

Ben kendi başını kendi omuzuna dayayan, kendi sırtını sıvazlayan kadınlardan oldum.

Ama yalnız kalmak istemeyen insani, başkalarına katlanmak zorunda kalmadığı sürece anlamak lazım ve ben anlarım.

Yani beraberliklerin mecburiyetleri karşısındaki insanın belini bükmüyorsa sorun yok.