BM İKLİM ZİRVESİ'NE DOĞRU: DÜNYA TEMİZ ENERJİ DÖNÜŞÜMÜNÜ HIZLANDIRMADA HEMFİKİR, FOSİL YAKITTAN ÇIKIŞTA AYRIŞIYOR

Dünya Cumartesi 25 Kasım 2023 21:05

Gelecek hafta düzenlenecek BM İklim Zirvesi'nde, ülkelerin küresel temiz enerji kapasitesini üç katına çıkarmada uzlaşmaya varması beklenirken fosil yakıtlardan hızla çıkış konusunda ise fikir birliğinden uzak olacakları öngörülüyor.

BM İklim Zirvesi'ne doğru: Dünya temiz enerji dönüşümünü hızlandırmada hemfikir, fosil yakıttan çıkışta ayrışıyor

Dünyanın en sıcak yılını yaşadığı ve iklim felaketlerinin damgasını vurduğu bir dönemde, Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) yapılacak iklim müzakerelerinde ülkeler, küresel sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefini ulaşılabilir tutmaya çalışacak.

BM İklim Zirvesi'ne doğru: Dünya temiz enerji dönüşümünü hızlandırmada hemfikir, fosil yakıttan çıkışta ayrışıyor

AA muhabiri, bu yıl BAE'nin başkanlığını yürüttüğü ve 30 Kasım-12 Aralık tarihlerinde Dubai'de düzenlenecek BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 28. Taraflar Konferansı (COP28) öncesinde, COP zirvelerinin tarihsel sürecini ve alınan dönüm noktası kararları derledi, COP28'e yönelik beklentileri iklim müzakerelerinde yer alan uzmanlara sordu.

BM'nin İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (UNFCCC) "en yüksek karar alma organı" olarak tanımladığı Taraflar Konferansı (COP), 1995'ten beri her yıl farklı bir ülkede UNFCCC'nin imzacısı olan ülkelerden binlerce delegenin katılımıyla düzenleniyor. Taraflar COP'ta, iklim değişikliğiyle mücadelede atılması gereken adımları ve politikaları belirlemek üzere müzakerelerde bulunuyor.

BM bünyesinde iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik ilk adımlar 1970'lerde başlamasına rağmen Brezilya'nın Rio de Janerio kentinde 1992'de düzenlenen Dünya Zirvesi'nde UNFCCC oluşturuldu ve COP'un yıllık olarak düzenlenmesini sağlayacak bir çerçeve olarak iki yıl sonra yürürlüğe girdi.

Böylece, ilk COP zirvesi, COP1, 1995'te Almanya'nın başkenti Berlin'de, COP2 1996'da İsviçre'nin Cenevre kentinde düzenlendi. Her iki COP da devam edecek iklim müzakerelerinin temelini oluşturdu.

İklim müzakereleri tarihindeki ilk dönüm noktalarından biri 1997'deki Japonya'daki COP3'te tarafların Kyoto Protokolü'nde anlaşmasıyla yaşandı. Kyoto Protokolü, sanayileşmiş ülkeler için sera gazı emisyonlarına yönelik mutlak ve yasal bağlayıcılığı olan bir sınırın belirlendiği ilk uluslararası anlaşma oldu.

Kyoto ile 37 sanayileşmiş ülke emisyonlarını 2008-2012 arasında 1990 seviyesine göre yüzde 5,2 azaltma taahhüdünde bulundu ancak 2005 itibarıyla Kyoto Protokolü'nü onaylayan 191 ülke arasında ABD yer almadı.

Arjantin'in başkenti Buenos Aires'te 1998'de düzenlenen COP4'ü takip eden yıllarda Bonn (Almanya), Lahey (Hollanda), Marakeş (Fas), Yeni Delhi (Hindistan), Milano (İtalya), Buenos Aires, Montreal (Kanada) ve Nairobi (Kenya) iklim müzakerelerine sahne oldu.

Endonezya'ya bağlı Bali'de 2007'de yapılan COP13, tüm ülkeleri kapsayan uluslararası bir anlaşma için müzakerelerin başlaması üzerinde tarafların hemfikir olduğu önemli bir dönüm noktası olarak öne çıkarken 2009'da Danimarka'nın başkenti Kopenhag'taki COP15'te sıcaklık artışının 2 dereceyle sınırlandırılması ve gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere yıllık 100 milyar dolar finansman sağlamasına yönelik hedefler belirlendi.

Meksika'nın Cancun şehrinde 2010'da gerçekleşen COP16'da "2 derece" hedefi teyit edildi, Güney Afrika'nın Durban şehrinde COP17'de bir araya gelen taraflar "tüm ülkelerin emisyonları azaltmaya başlaması" konusunda fikir birliğine vardı.

COP13'teki "uluslararası anlaşma" müzakereleri COP21'de Paris Anlaşması ile sonuçlandı

Katar'ın başkenti Doha'daki COP18'de ise Kyoto Protokolü'nün 2020'ye kadar uzatılması üzerinde anlaşılırken Peru'nun başkenti Lima'daki COP20'de ilk kez tüm ülkeler emisyonlarını azaltmaya yönelik taahhütlerini geliştirmeyi ve paylaşmayı kabul etti.

20 yıllık müzakerelerin ardından 2015'te Paris'te düzenlenen COP21, küresel sıcaklık artışını 2 derecenin altında ve mümkünse 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefinin yer aldığı ve bugünkü iklim politikalarının zeminini oluşturan Paris Anlaşması'nın kabul edildiği dönüm noktası olarak tarihe geçti.

Paris'i takiben Marakeş, Bonn, Katoviçe (Polonya) ve Madrid'de (İspanya) düzenlenen COP toplantılarının ardından, Kovid-19 salgını nedeniyle 2020'deki COP26 zirvesi 2021'e ertelendi ve İskoçya'nın Glasgow kentinde salgın önlemleri altında, 40 binin üzerinde katılımcıyla düzenlendi.

COP26'daki en tartışmalı kararlardan biri ülkelerin kömür kullanımını aşamalı olarak azaltması ve verimsiz fosil yakıt sübvansiyonlarının kaldırılması oldu. Birçok ülke ve sivil toplum kuruluşu, "kömürden çıkış" yerine "kömür kullanımının aşamalı olarak azaltılması" yönündeki hükmü zayıf bularak memnuniyetsizliğini dile getirdi.

Mısır'ın tatil kenti Şarm El-Şeyh'teki COP27 sonuç kararları bakımından "hayal kırıklığı" ile bitse de kırılgan ülkelerin iklim krizi zararlarını tanzim etmek için oluşturulması planlanan Kayıp Zarar Fonu'nda fikir birliğine varılması, zirvedeki en kritik karar oldu.

COP28'de iklim aksiyonunun ilk küresel envanteri sonuçlandırılacak

BM bünyesinde yaklaşık 30 yıldır süren iklim müzakereleri alınan kararlar ve ülkelerin taahhütleri açısından birçok dönüm noktasına sahne olsa da bu durum, söz konusu kararların tam uygulandığı anlamına gelmiyor.

Dünyada temiz enerji dönüşümü hızlanmasına rağmen BM verileri, 2030'a kadar yüzde 42 düşmesi gereken emisyonların hala artış eğiliminde olduğunu gösteriyor.

Bu kapsamda gelecek hafta başlayacak COP28, Paris Anlaşması'ndaki hedeflere ulaşmada kolektif olarak hangi noktalarda ilerleme kaydedildiği ve kaydedilmediğinin envanteri olan ilk Küresel Durum Değerlendirmesi'nin (Global Stocktake) sonuçlandırılacağı iklim zirvesi olacak.

COP28 öncesi açıklanan bilimsel raporların neredeyse tamamı dünyanın küresel sıcaklık artışını yüzyıl sonu itibarıyla 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefine mevcut şartlarda erişemeyeceğini gösterdi.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, geçen hafta, mevcut politikaların yetersizliğine dikkati çekerek "Mevcut eğilimler, gezegenimizi 3 derecelik bir sıcaklık artışının çıkmaz sokağına doğru sürüklüyor." uyarısında bulunmuştu.

"Top artık ülkelerin kendi sahasında"

Bu yıl ilk kez büyük bir petrol ve gaz ihracatçısı ülkede düzenlenen iklim zirvesinde, ülkeler fosil yakıtlardan çıkış ve fosil yakıtların kullanımını aşamalı olarak azaltma arasında bölünmüş durumda bulunuyor.

Daha önce iklim müzakerelerinde yer alan uzmanlar, temiz enerji kapasitesinin üç katına çıkarılması, kırılgan ülkeler için kayıp zarar fonu ve "fosil yakıtlardan çıkışın" COP28'in en önemli gündem maddeleri arasında yer aldığını belirterek "fosil yakıt kullanımını aşamalı olarak azaltma" yönünde alınacak bir kararın oldukça zayıf kalacağını ifade etti.

Küresel temiz enerji kapasitesinin üç katına çıkarılması 2022'deki 3,4 teravat seviyesinden 2030 itibarıyla 11 teravata ulaşılması anlamına geliyor.

Stockholm Çevre Enstitüsü Uluslararası İklim Riski ve Adaptasyonu Lideri Richard Klein, AA muhabirine, COP zirvelerinin ilk yıllarında ülkeler arasında daha fazla bölünme ve daha az aksiyon olduğunu söyledi.

Bu açıdan Kyoto Protokolü'nün bir dönem noktası olarak görüldüğünü kaydeden Klein, 2015'te kabul edilen Paris Anlaşması ile iklim değişikliğiyle mücadelede küresel çerçevenin oluşturulduğunu anımsattı.

Klein, Paris Anlaşması'ndaki hedeflere yönelik ilerlemenin beş yılda bir analiz edilmesi üzerinde anlaşma sağlandığını belirterek "COP28'de ilk Küresel Durum Değerlendirmesi sonuçlanacak ve dünyanın doğru yönde ancak çok yavaş hareket ettiğini gösterecek. Sıcaklık artışını 1,5 derece limitinin altında tutmak için yeterli aksiyonu almıyoruz. Dünya iklim değişikliğini yavaşlatmakta başarılı ancak çok az ve muhtemelen bazı etkileri önlemek için de geç." dedi.

Emisyonlardaki artış eğiliminde yavaşlama görüldüğünü ve mevcut planların uygulanması halinde emisyonların 2030'a kadar zirve yapabileceğini aktaran Klein, "Bu iyiye işaret ama planların uygulanmasına bağlı. Bu nedenle artık müzakere fazında değiliz, uygulama aşamasındayız ve bu aşamada top ülkelerin kendi sahasında. Ülkeler, daha iddialı iklim aksiyon planları belirlemeli. Dubai'de ülkelerin yeni ulusal katkı beyanlarında iklim aksiyonunu nasıl daha iddialı hale getirebileceği üzerinde bir anlaşma sağlanmalı." diye konuştu.

Klein, küresel yenilenebilir enerji kapasitesinin üç katına çıkarılmasının önemli hedeflerden biri olduğuna işaret ederek "Tüm ülkelerin temiz enerji kapasitesini üç katına çıkarma hedefinde anlaşmaya varmasını sağlamak mümkün. Temiz enerji kapasitesi üç katına çıkarılmalı ve bazı ülkelerde çok büyük potansiyel var. Azalan yenilenebilir enerji maliyetleri de bu hedefi mümkün kılıyor." ifadelerini kullandı.

"İlerleme var ancak yeterli değil"

WWF Küresel İklim ve Enerji Başkan Yardımcısı Stephen Cornelius da dünyada emisyonların elektrik sektörü ağırlıklı gerilediğini ve elektrikte genellikle kömürden gaza ve yenilenebilir enerjiye geçiş olduğunu söyledi.

İklim müzakerelerindeki kararlar ve taahhütler olmadan birçok ülkede bugünkü dönüşümün büyük bir kısmının yaşanamayacağını dile getiren Cornelius, şöyle konuştu:

"İlerleme var ancak yeterli değil. Bu açıdan, Dubai'de sonuçlanacak Küresel Durum Değerlendirmesi sürpriz bir şey söylemeyecek ve bugüne kadar yaptıklarımızın son derece yetersiz olduğunu gösterecek. Bu yıl en büyük yangınların ve sellerin yaşandığı, en zor yıllardan biriydi ve iklim değişikliğinin tüm etkileri artıyor. Yanlış yönde rekorlar kırıyoruz. O nedenle, Küresel Durum Değerlendirmesi, durumumuzda dramatik bir düzeltme ihtiyacı olduğunu gösterecek. Bu yüzden, COP28'de bir numaralı konulardan biri fosil yakıtlardan çıkış. Kararların, fosil yakıtlardan çıkış yönünde alınması gerekli. Fosil yakıt kullanımının aşamalı olarak azaltılması yönünde bir karar yeterince güçlü değil."

Cornelius, yenilenebilir enerji kapasitesinin üç katına ve enerji verimliliğinde ilerlemenin iki katına çıkarılması için ülkelerin anlaşmaya varması gerektiğinin altını çizdi.

İklim müzakerelerinin emisyonların azaltılmasının yanı sıra iklim değişikliğinin etkilerine adaptasyon, kayıp zarar fonu ve iklim finansmanı gibi konularda gelişmekte olan ülkelerin sesini duyurması için önemli bir platform haline geldiğini ifade eden Cornelius, "İklim müzakereleri olmadan, bu ülkeler kendileri için önemli olan bu sorunlar hakkında seslerini duyuramayabilirdi." dedi.

ABONE OL