Vakıf Katılım web

YA HERRU YA MERRU BİR YKS DAHA

Yaşar İÇEN 10 Haz 2024

Yaşar İÇEN
Tüm Yazıları
Üniversiteye geçiş sınavları tamamlandı. Cumartesi ve pazar günü gençlerle birlikte ailelerinin de yüreği ağzındaydı.

On iki yıllık (anasınıfını da sayarsak 13) eğitim-öğretimin tamamının iki sınava endekslenmesi elbette ki kolayda değil doğru da! Yıllardır sıklıkla konuşulmasına rağmen yüksek öğretime geçiş sistematiğimiz Türkiye’nin gençlik potansiyeline hitap edecek bir formata bir türlü kavuşamadı.

Her konuda Yeni Dünya Düzeni ve Türkiye Yüzyılı’nı konuştuğumuz bu süreçte A’dan Z’ye eğitim-öğretim sisteminde de evlatlarımıza “ya herru ya merru” demekten vazgeçmek zorundayız… 

Nasıl ki Yaradan her bireyin kaşını, gözünü, tenini özetle maddesel DNA’sını kendisine has yarattıysa huyları-ruhları-yetenekleri de bireye has yarattı/yaratıyor. Yani hepimiz kendimize özel olmakla birlikte “herkesin aynı zekaya ve yeteneğe sahip olmasını beklemekte hem imkansız hem de Yaradan’ı reddetmekle eşdeğer” nitelikte değil midir? 

Geçtiğimiz günlerde hep birlikte Türkiye’nin doğurganlık/genç nüfus oranının düşüş nedenlerini konuştuk ve sonuç olarak bakıcı ücretine destek kararı aldı hükümet. Bu karara kimselerden “yaşasın sonunda beklediğimiz karar çıktı” sevinci belirmedi çünkü bunca sosyolojik-psikolojik sorun karşısında alınandan bu karar zurnanın en son deliği bile değil. 

6 Haziran’da doğurganlık oranının neden düşüşe geçtiğini ve mevcut şartlar altında bu düşüşün devam edeceğini köşemden aktarmıştım sizlere. Ve o aktardıklarım arasında ilk sırada yer alan başlıklardan biriydi istihdam sorunu. 

Türkiye, genç nüfus potansiyeli açısından halâ dünyanın ilk sıralarında yer alıyor. Bu potansiyele rağmen eğitim-öğretim sistemi ilk okul çağından üniversite amfilerine kadar gençlerimizi dünya vatandaşı kriterlerine kavuşturmaya hiç uygun değil maalesef. Müfredatlar gençlerin yetenek ve tercih ettiği bölümlere göre değil fakültelerin bünyesindeki hocalara göre düzenleniyor. 

Bölümlerde öyle dersler var ki “ne alaka” dedirtecek seviyede. Üniversiteye geçiş sistemimiz kesinlikle ve kesinlikle yetenekleri ön plana çıkartacak şekilde köklü bir revizyona tabi tutulmalı.

Diğer sorunlardan biri de bu yıl itibarıyla hiç mezun vermese bile on yıl boyunca eldeki mezun rezervinin atamalara yeterli olacağı fakültelere halâ yerleştirmelerin yapılması! Gençler ve aileler bu konuda bilgisiz olduğu için mezun olduktan hemen sonra başlıyorlar “atama isteriz” diye isyan etmeye. Türkiye’nin her anlamda kalkınmasının en önemli faktörü de mesleki eğitimin acilen prestijli bir statüye kavuşturulmasıdır… 

Mesleki eğitimde Avrupa tipi bir revizyon ile gençler mesleki eğitime yönlendiği için mutlu olmalı, aileleri de evlatlarının bu tercihi ile gurur duymalı. Bununla birlikte mesleki eğitim verilen alanlar ciddiyetle evlatlarımıza sahip çıkarak gerekli tüm öğretileri hakkıyla vermeli. 

Velhasılı kelam sorunların çözümü aslında çok kolay; yeter ki samimiyet olsun…