BİR MUZ TARTAR MISIN!

Sebze ve meyve inanılmaz pahalı.

Pazartesi günü Tarabya'da kurulan küçük bir pazar var, oraya gidiyorum.

Sebze ve meyve inanılmaz pahalı.

Hani eskiden, pazara gider daha ucuz alırız cümlesi hikayelerde kaldı.

Pazarda, sebze ve meyvenin sadece daha taze olma ihtimali dışında başka bir şey yok.

Bir kadın, önünde bebek arabası, içinde 2 yaşlarında bir bebeği oturuyor.

Meyve satan esnafın önünde duruyor ve düşünüyor.

Bakıyor bakıyor ve sonunda, bana bir muz kopar ver demiyor, muz demetinden 1 muzu kendi koparıyor, uzatıyor, “tartar mısın kardeşim” diyor.

Pazarcı tartıyor, anne parasını ödüyor ve hemen orada kabuğunu sıyırıyor ve çocuğunun eline veriyor.

Belli ki çocuğu muz diye tutturmuş, anne alıyor.

İçim acıyor. 

O kadar tuhafım ki anlatamam.

Sanki kalbimden sızlayarak çat diye bir ses çıkıyor.

Eve dönüyorum, imkansız kalamayacağım, eve sığamıyorum.

Beşiktaş’a iniyorum ve vapura biniyorum, hava sıcak dışarıda oturuyorum.

Artık vapurdan denize kimsenin balıklara atacak simiti de yok.

Çocukken, gençlik yaşlarımda ve anne olduğumda oğlumun okuluna gitmek için bu vapura çok binerdim.

Bugün sadece ruhuma iyi gelsin, İstanbul'u denizden koklayarak, denizin ortasından geçmek için bindim.

Eylül'ün sarışınlığı var ve Ekim'e birkaç gün var.

Denizin renginde bile hüzün var, ucu başı çıkan güneşten rengini alma çabasında sanki.

Ülkemin hali.

Ekonomik durum, gitgide fakirleşiyoruz.

Bu endişe ile denize, gökyüzüne ve bulutlara bakıyorum.

Gitgide tüm tabiat renkleri koyulaşıyor sanki.

Ben 1 kilo muz verir misin kardeşim ile, 1 tane muzu tartar mısın kardeşim çelişkisi içindeyim.

İçimin ve dışımın çelişkisinin yorgunum.

Hayatımda hiç olmadığım kadar, hiç hissetmediğim kadar, el değmemiş endişe içindeyim.

El değmemiş endişelerim var benim.

Nafileyim.

Sorunlarını halletmiş, kendi ile barışık, tüm zorluklara alışık, tüm engelleri aşan ayakları yere basan bir kadın olmam nafile.

Yorulmayan, sızlanmayan, şikayet etmeyen, bir kadın olarak nafileyim.

Canım çok sıkkın.

Onurlu yoksullar ne kadar çoğaldı.

İçim onurlu insan çok kıymetli diyor, dışım çocuğuna yarım kilo muz alamayan anne onurlu yoksul olsa ne olur, olmasa ne olur diyor.

Dünyanın hakkından gelen insanlar, dünyanın hakkından gelemeyen insanlar var.

Eskiden uzak köylerde, hayatı zor geçen, çileli insanların mezar taşlarına, "100 yaşına kadar yaşadı ama dünyaya gelmedi" diye yazarlardı.

Bu anlamda! 

Dünyaya gelmeyen ne kadar çok insan var.

Funda’nın aklındakiler..

… Hande Erçel'in küçük bir yeğeni var. 

Ufacık bir bebek.

Şu aralar bu bebek, sağlık durumu ile ilgili bir sıkıntı yaşıyor.

Bu bebeğin babası, çocuğun sağlık durumu üzerinden paylaşımlar yapan, sosyal medya paylaşımlarına isyan etmiş. 

Çok haklı.

Diyor ki! 

"Derdiniz takipçi kazanmak, dramatik cümle ve müziklerle insanların dikkatini çekmek, beğeni ve yorum almak için paylaşım yapıyorsunuz".

Magazin sayfalarından bahsediyor tabi ki.

İnsanlar sağlık derdi ile uğraşan çocukları ile mi ilgilensinler, bu çakal, acımasız sayfalar ile mi uğraşsınlar. 

Bu insanlar bıkmış yani.

Kendi dertleri üzerinden, menfaat kazanan sayfalara isyan ediyor baba haklı olarak.  

Ve baba rica ediyor 

"Basın engeli ve lütfen şikayet edin".

Baba Caner Yıldırım'ın bu ricasını dinleyelim lütfen.

 Funda'nın aklındakiler..

... Herkes çok öfkeli.

Sokaklarda insanlar kavga ediyor, trafikte insanlar kavga ediyor, apartman sakinleri, site sakinleri kavga ediyor, esnaf aralarında kavga ediyor.

Tekme tokat sille, taş, bıçaklar silahlar havada uçuşuyor.

Bakın aşağıdaki hikayeye.

İstanbul’da, dede kızını ziyarete gidiyor.

Kızının bebeği oluyor, dede torununu görecek kızını görecek ziyarete gidiyor.

Kapıyı damat açıyor. 

Bir şekilde aralarında tartışma çıkıyor.

Damadına "zaten kızıma yakışmıyorsun" diyor, eline bıçak alıyor, yeni bebeği olmuş damadını kalbinden ve bacağından bıçaklıyor.

Damat hastaneye kaldırıyor ve ölüyor.

Kocaman dede anneme küfür etti diyor. Kızının ifadesi alındığında "babam canlı sinek bile bırakmam diyerek tehdit etti" diyor.

Farkında mısınız?

Ne kadar tuhaf cinayet hikayeleri var ve çoğaldı.

Şimdi, baba öldü, dede hapishanede.

Yeni doğan bebek ve lohusa anne ne yapsın!