BAĞLARIMIZ DAĞLANIRSA (2)

Dünkü yazımda bahsettiğim, o dramları yaşayan bu insanlar şimdilerde bir de Doğu Türkistan'ın bazı şehirlerinde ev, apartman kapıları üstlerine kilitlenmiş olarak açlıkla, hastalıkla, ölümle mücadele ediyorlar.

Dün kaldığımız yerden devam...

Dünkü yazımda bahsettiğim, o dramları yaşayan bu insanlar şimdilerde bir de Doğu Türkistan'ın bazı şehirlerinde ev, apartman kapıları üstlerine kilitlenmiş olarak açlıkla, hastalıkla, ölümle mücadele ediyorlar. Koronavirüsü 'sıfıra' indirme gerekçesiyle! Dünyanın her yerinde bu mücadele var, hepimiz yaşıyor, görüyoruz. Ama bu kadar gayri insani yöntemlerle mi? Yok yok, bu işin aslı öyle değil. Bu türden 'Cinlikler' yani kamplar, tacizler, psikolojik yıpratmalar, aç bırakmalar; 'Cin'in o masum insanları asimile, yok etme programı ve politikasının orijinal bir parçası' 'Oradan da ne yağ çıkartırsak kardır' misali. Ufak ufak, yavaş yavaş, Uzun soluklu.

Amerika'nın, Tayvan ile flörtü de bu işi biraz daha tetikledi gibi. İşin özü, 'Cin' türlü türlü yalanlarla hepimizi 'çarpmaya' devam edip gidiyor. Gözümüzü boyuyor. Oralarda ise şu anda bebekler, insanlar açlıktan, hastalıktan ölüyor. Doğu Türkistan'ın bazı bölgelerinde Uygurlar kendi aralarında topladıkları gıda ve benzeri yardım malzemelerini daha önce bahsettiğim 'gayr-i insani' karantina tedbirlerinin uygulandığı Gulca, korla gibi bazı şehitlerdeki kardeşlerine yetiştirmeye çalışırken bir yandan da oradaki 'Cingöz' iğrençlikleri ile karşı karşıya kalıyorlarmış...

Bu konuyu biraz detaylandırayım. Üzerlerine dışarı çıkmamaları için apartman kapıları kilitlenen Uygurlara yardım amacıyla toplanan, ücretsiz olarak da dağıtılması istenilen o yiyecek vb. paketleri oradaki bazı Cingözler para karşılığında zorda kalan o garibanlara satıyorlarmış. Ki bu doğrulandı, çünkü 'Cin' adamın bazı yetkilileri geçen hafta bu konuda 'özür' mahiyetinde kimi cümleleri sarf etti! İşin daha acı boyutu hasta bebekler, çocuklar evlerde ölüyormuş, son anlarda müdahale edildiği veya ihmal edildikleri için. Ayrıca ambulans hizmeti veren serviste bazen telefonlara cevap veremiyormuş.

İşte bu çağda, bu vakitte böylesi dramlar! 'Olacak iş değil' değil mi? İnsanilik gereği; her yerde deniz kaplumbağaları, balinalar, kedi ve köpekler için ortalığı ayağa kaldıran on binlerce insanın varlığına rağmen üstelik!

Artık, 'Soroscu' ve 'Cinci' bakış açısı arasında kıvranan bu insanların dertlerinin çözümü noktasında bizlerin daha ciddi adımlar atması, olandan çok daha fazla gayret etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü 'akrabalarımız' diyoruz bu insanlara. Bu sözcüğün içini o yüzden 'adam akıllı' doldurmak, hakkını vermek lazım. Bu "Cin'in içişleri" mavalına rağmen daha fazla çaba göstermek gerekiyor. Türkiye'de yaşayan hemen hemen herkesin beklentisi de bu yönde. Bu konuda 'alan yoklaması' bile yapılabilir!

Bilahare bu işin çözümü noktasında zaten bizden daha gayretli ve samimi hiç kimsenin çıkmayacağını da düşünüyorum. Şu an çözüm üretme noktasında gayret ediyormuş gibi görünenler 'Cin'e karşı Uygurları 'Kurşun Asker' olarak kullanmak niyeti taşıyan bir başka 'Cingöz' ekip. Bu da biline. Samimi değiller. Bunu er geç göreceğiz. Ha 'akraba' kavramına yan yan bakanlar olursa, onlarda insani bir vazife sayarak bu insanların dertlerinin çözümü noktasında yanlarında durabilirler.. Öyle ya; bir kaplumbağadan, kediden kıymetsiz değiller!

Bunları içim sızlayarak yazsam da işin daha uzun vadeli en acı tarafı ne biliyor musunuz? Bu tepkisizlikler 'bizi biz' yapan bazı kavramları rafa kaldırtıyor. Yok ediyor. Neler mi mesela; İnsanilik, kardeşlik, vefa, akrabalık, samimiyet, dostluk vesaire. Ee, bunlar olmaz ise, bu tür kavramların içi habire boşaltılırsa ne yaparız bizler, dünyada kurulu olan o 'kurtlar sofrası düzeneği' içinde. Sonra nereye varır bu işler...

Yeri gelmişken şu notu da ekleyeyim. Uygurlar içerisinde az da olsa uzantıları bulunan 'Selefi' ve 'Vahhabi' akımların aklına da bu işlerin çözümlerini bırakmak, pas etmek olmaz. Bu abesle iştigal olur. Onlar da 'Sorosçular' gibi bu insanları eninde sonunda uçuruma götürür. Bana göre kendi öz ve orijinal kültür harmanlarının dışındaki hiçbir çizgi, oluşum Uygurları doğru çözüm yoluna götürmez. Olan problemlerini katmerli olarak büyütür. Bu da; 'Cin'in işine gelir, yıllardır tüm dünyaya; 'Uygurlar aslında teröristtir' imajını pazarlamaya çalışmıyor mu? Bu yüzden o türlü tuzaklara da düşmemek gerekiyor. Kanaatimce, şu an Uygurların kendileri ve gelecek nesilleri için olağan problemlerine en sağlıklı çözüm üretme yolu sadece ve sadece 'kalem' ile olan türünden geçiyor... Olabildiğince...

Tüm acılara, çekilenlere, yaşanılanlara rağmen, 'Cin'in lanse ettiğinin tersine bir algı oluşturmak için 'kalem' ile mücadele elzem. Tüm dünyaya Doğu Türkistan'da olup bitenleri, zulümleri efendice bir üslup ile tek tek anlatmanın en iyi aparatlarından biri bu. Sonrasında da kaliteli bir bir kamuoyu oluşturmak. Ardı da kendiliğinden gelir bence. Şu an bu yolda ilerleme var. Fakat onların ilgileri dedim ya biraz 'Tüccar' mantığında. Kar zarar hesabı gözetilerek yapılan türden. Arada samimi olanlarda vardır elbette. Avrupa ve batı insanı burada kastettiğim. Ama yürütülen hareketin asıl hedefi başka.

Yine çözüm noktasında kamuoyunu oluştururken de, 'evrensel insan hakları' esas alınmalı, onlar üzerinden kamuoyu ile iletişim kurmaya çalışılmalı. Siyasi marjinal bir kimlikle, o türden bir şemsiye altında da olmaz bu işler. Mesela; Doğu Türkistan'da yaşayan ve de yukarılarda işaret ettiğim türden kimi zulümlere maruz kalan o insanlar, neden tüm dünyadaki insanların sahip oldukları evrensel insan haklarına sahip değiller? Bu türden konuları sorgulatmalı, gündeme almalı. Seyahat etme özgürlüğü, iletişim kurma, yakınlarıyla haberleşme, haklarını aramak için hukuksal destek, hiç kimseye aşağılayıcı ve zalimce muamele, işkence yapılamayacak olması, ibadet özgürlüğü vb. gibi konular bazı evrensel insan haklarından...

Sonuç; bu haftaki yazımda; 'Cin'in, Cingözlüklerine dair 'durduğum yerden' bakış açımı yansıttım. Hem de hiç 'Cingözlük' yapmadan, 'Cingözlük' takmadan olanı biteni aktardım.

Umarım işaret ettiğim yerlerde yaşanan insanlık dramına, zulümlere karşı tüm insanlık vicdanı, özellikle de bizlerin vicdanları bir an önce 'tepki' tetiğini çeker ve bu kardeşlerin huzuruna bir nebze olsun katkı sunar. Böylece bağrımızda, bağlarımızda dağlanmamış olur. Sağlıcakla kalın.